Hizmetlerimiz

Çocuk Terapisi

Çalışmalarımızda üzerinde durduğumuz bir konu, erken tanı ve erken müdahaledir. Yapılan araştırmalar erken tanı konmuş çocukların önemli bir bölümünün üç yaşından sonra psikiyatrik ya da eğitimsel müdahalelere ihtiyaç duymadığını göstermektedir. Bu sebeple, 0-6 yaş arasındaki çocukların gelişimini takip etmenin son derece önemli olduğunun bilincindeyiz.

Bebeklik ve erken çocukluk döneminde üzerinde çalıştığımız başlıca gelişim alanları:

• Dil-Bilişsel(Zihinsel): Dili anlama, kullanma, akıl yürütme ve bellek gibi düşünce ve dil beceri çalışmaları.

• İnce Motor: Nesneleri kavrama, kalem tutma, boncuk dizme gibi küçük kas hareketlerini geliştiren çalışmalar.

• Kaba Motor: Emekleme, yürüme, zıplama gibi büyük kas gruplarını geliştiren çalışmalar.

• Sosyal Beceri: Çevreyle sözel veya sözel olmayan iletişim becerilerini geliştirme etkinlikleri. Kendi duygu ve düşüncelerini ifade edebilme, problemden çözme ve empati yeteneğini geliştirme çalışmaları.

 

Ergen Terapisi

Ergenlik, çocuğun büyüdüğü, geliştiği ve değiştiği zorunlu bir süreçtir. Ergenlik döneminde birey hem bedensel hem ruhsal hem de toplumsal alanda değişim ve dönüşüme uğrar. Ergenlik bir hastalık değil, çocukluktan yetişkinliğe geçişte yaşanan doğal ve gerekli bir dönemdir. Ancak kimi zaman yetişkinlikte görülen ruhsal rahatsızlıkların başladığı dönem de olabilmektedir. Bu bakımdan ergenlik döneminin mümkün olduğunca sağlıklı bir şekilde atlatılması gerekmektedir. Ergen danışmanlığının amacı, ergenin geçirdiği bu zorlu dönemde ona yardımcı olmaya çalışmaktır. Ergenlik döneminde üzerinde çalıştığımız alanlar:

• Ergenlik Sorunları

• Okul, Eğitim Danışmanlığı

• Sınav Kaygısı

• Kariyer ve Meslek Danışmanlığı

• Sınav Danışmanlığı

• Ders Başarısı ve Motivasyon

• Özgüven Sorunları

• Dikkat Eksikliği

• Okul Sorunları

 

Evlilik ve Aile Terapisi

Psikolojik yardım almaya ihtiyaç duymak ve bu doğrultuda ilk adımı atmak zor bir süreçtir. Ancak uzman bir kişiden alınacak destek; kişilerin kendilerine ve çevrelerine karşı farkındalığını ve yaşam doyumunu arttıracaktır.

Evlilik çatışması insan yaşamındaki problemlerin en rahatsız edici olanlarından biridir. Her evlilikte bazı problemler yaşanır ancak kimi zaman problemler çiftlerin derin bir hayal kırıklığı yaşamasına ve evliliğin devamını sorgulamaya kadar varabilir. Oysa bu bu olumsuz gidişi durdurmak mümkündür. Çiftler bunu bazen kendi çabalarıyla, problem çözme becerileri geliştirerek başarabilseler de çoğu zaman profesyonel bir yardım gerekmekte ve aile terapisine ihtiyaç doğmaktadır.

Hiçbir evlilik mükemmel değildir. Hemen her çift evliliği boyunca zaman zaman yardıma ihtiyaç duyabilir. Evlilik terapisi almak için mutlaka sıkıntılı bir evlilik içinde olmak da gerekmez.

Depresyon

Depresyon, bir kişilik özelliği ya da “şımarıklık” değildir. Depresyon, kişinin “kendisinin halletmesi gereken” basit bir durum değildir.

Sağlıklı insanlar, istenmeyen ya da hayal kırıklığına neden olan olaylar karşısında; karamsarlık, sıkıntı, üzüntü, keder gibi duygusal tepkiler verdiğinde, bu duygulara depresif duygular denir. Depresif duygular hayatın normal bir parçasıdır, çoğu durumda kendiliğinden kaybolur.

Depresyonun nedenleri nelerdir?

Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin etkileşimi ya da birleşimi sonucu depresyon gelişir.

Depresyonun biyolojik sebepleri nelerdir?

Serotonin, dopamin, noradrenalin ve benzeri kimyasallar beyindeki sinir hücreleri arasındaki iletişimden sorumlu maddelerdir. İki sinir hücresinin birbiriyle bağlantı kurduğu hücreler arası sinaptik yarık denilen bölgede bu maddelerin dengesindeki bozulmanın, özellikle de serotonin azalmasının depresyon belirtilerinin ortaya çıkmasına neden olduğu düşünülmektedir. Beyin görüntüleme çalışmaları depresyondaki kişilerin duygu durum, düşünce, uyku, iştah ve davranışla ilgili beyin bölümlerinin depresyonu olmayan kişilerden farklı olduğunu göstermektedir. Ancak, bu görüntüler beyindeki değişikliklerin depresyonun sebebi mi yoksa sonucu mu olduğunu kesin olarak göstermemektedir.

Anksiyete

Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB) olan kişilerde “sürekli, aşırı ve durumla uygun olmayan bir endişe durumu” söz konusudur. Aşırı endişe, kişinin günlük yaşamını olumsuz yönde etkiler ve hatta olağan yaşam etkinliklerini sürdürmesini engeller. Bu kişiler her durumda olası en kötü sonucu düşünürler, her şey kendi denetimlerinin dışındadır, iyi bir olasılık ya da geriye dönüş mümkün değildir. YAB’da aşırı endişe ve kaygı genellikle sağlık, aile, para ya da iş gibi konularla ilgilidir. Denetlenemez

nitelikte olan endişe hali en az altı ay boyunca hemen her gün vardır ve gün boyunca sürer.1

YAB’nun yaşam boyu görülme sıklığı %5-6’dır. Başka bir deyişle, her 100 kişiden 5-6’sı yaşamlarının herhangi bir zamanın bu rahatsızlığı yaşayabilir. Yaşla birlikte kaygı duyarlılığı artar. YAB yaşlılıkta en sık görülen anksiyete bozukluğudur.

1. Huzursuzluk, aşırı heyecan duyma ya da endişe

2. Kolay yorulma

3. Düşüncelerini yoğunlaştırmada zorluk çekme ya da zihnin durmuş gibi olması

4. İrritabilite

5. Kas gerginliği

6. Uyku bozukluğu (uykuya dalmakta ya da sürdürmekte güçlük çekme ya da huzursuz ve dinlendirmeyen uyku)

Bu bozukluk bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun (örn. hipertiroidizm) doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

 

Panik Atak

Panik atak, bir korku kuşatmasıdır. Algılanan tehlikeye karşı birden bire gösterilen bir tepkidir ve birtakım yoğun bedensel duyumlar buna eşlik eder. Panik atak tanısı konabilmesi için aşağıdaki on üç belirtiden en az dördünün bulunması gerekir:

1. Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması

2. Terleme

3. Titreme ya da sarsılma

4. Nefes darlığı ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları

5. Soluğun kesilmesi

6. Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma

7. Bulantı ya da karın ağrısı

8. Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma

9. Gerçekdışılık duyguları ya da benliğinden ayrılmış olma duyumu

10. Uyuşma ya da karıncalanma duyumları

11. Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları

12. Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu

13. Ölüm korkusu

Bir panik atağı sırasında yaşanan özel yaşantılar büyük ölçüde değişkenlik gösterir. Belirli birtakım bedensel duyumlar (kalp atımlarını hissetmek gibi) ortaya çıkan fizyolojik değişikliklerle doğrudan ilişkilidir. Diğerleri (ölüm korkusu gibi), sözü edilen bedensel duyumlara gösterilen zihinsel ve duygusal tepkiler sonucu ortaya çıkar.

 

Obsesif-Kompülsif Bozukluk

Anksiyete türü bir rahatsızlık olan obsesif-kompülsif bozukluk (OKB), insanları tekrarlanan düşünce ve davranışlar döngüsüne hapsederek kısıtlayan bir hastalıktır. Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler, kontrol edemedikleri yinelenen ve stres yaratan düşünceler, korkular veya görüntüler (obsesyonlar) nedeniyle huzursuz olurlar. Bu düşüncelerin yarattığı anksiyete bazı ritüelleri ya da rutinleri acil olarak gerçekleştirme ihtiyacına (kompülsiyonlar) neden olur. Ritüeller takıntılı düşünceleri önleme veya akıldan uzaklaştırma girişimiyle yapılır.

Ritüel anksiyeteyi geçici olarak durdurur, obsesif düşünceler tekrar oluştuğunda kişinin ritüeli hemen tekrar etmesi gerekir. Bu OKB döngüsü kişinin gününden saatler çalarak normal günlük işlerini yapmasını engelleyebilir.

Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler saplantılarının ve takıntılarının gerçek dışı veya manasız olduğunun farkında olabilirler, fakat kendilerini durduramazlar.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) belirtileri nelerdir?

Yaygın obsesyon belirtileri:

• Pislik veya mikrop bulaşmasından korkma

• Başkasına zarar vermekten korkma

• Hata yapmaktan korkma

• Rezil olmaktan veya sosyal açıdan kabul edilemez bir şekilde davranmaktan korkma

• Şeytanca veya günahkar düşünmekten korkma

• Düzen, simetri, kusursuzluk ihtiyacı

• Aşırı kuşku ve sürekli güvence ihtiyacı

Yaygın kompülsiyon belirtileri:

• Tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama

• El sıkışmayı veya kapı tokmağına dokunmayı reddetme

• Kilit, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme

• Rutin işleri yaparken içinden veya yüksek sesle sürekli sayı sayma

• Sürekli bir şeyleri belli bir biçimde düzenleme

• Belirli bir sıraya göre yemek yeme

• Genellikle rahatsız edici olan, akıldan çıkmayan ve uykuyu bölen kelimelere, görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma

• Belirli kelimeleri, cümleleri veya duaları tekrarlama

• İşleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı

• Değeri olmayan şeyleri toplama veya biriktirme

Obsesif-kompülsif bozukluğa ne neden olur?

Nedeni tam olarak anlaşılmamış olsa da, araştırmalar biyolojik ve çevresel faktörlerin OKB ile ilişkili olabileceğini göstermiştir.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) teşhisi nasıl konur?

OKB için laboratuvar testi yapılmaz. Doktor hastanın ritüellere ayırdığı zaman da dahil olmak üzere hastanın belirtilerini değerlendirerek teşhisini koyar.

OKB (Obsesif Kompülsif Bozukluk) nasıl tedavi edilir?

OKB kendi kendine geçmez, bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. En iyi tedavi yöntemi ilaç ve bilişsel davranış terapisidir.

Bilişsel davranış terapisi: Bilişsel davranış terapisinin hedefi, obsesif-kompülsif bozukluğu olanların ritüellerini gerçekleştirmeden korkularıyla yüz yüze gelmelerini ve anksiyetenin azaltılmasını sağlamaktır. Bu terapi obsesif-kompülsif bozukluğu olanlarda sıkça görülen abartılmış veya felaketler içeren düşünceleri azaltmaya da odaklanılır.

Sürekli tedavi sonucunda hastalar normal veya normale yakın yaşam sürerler. Erken teşhis her zaman tedavi süresini azaltır.